İmralı'da çarptırıldığı ömür boyu hapis cezasını çeken Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine Kandil Dağı ile Mahmur Kampı'ndan geçen ekim ayında Türkiye'ye gelen ve Habur'da şovla karşılanan PKK'lılardan, haklarında dava açılan 30 kişiden 16'sının yargılanmasına Diyarbakır'da iki ayrı mahkemede başlandı. Bu kişilerden 13'ü tutuklandı.
5'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde ilk duruşmada Kandil ve Mahmur'dan gelen 3 kişi 'kaçma şüphesi olduğu' gerekçesiyle tutuklandı.
Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine 19 Ekim 2009'da Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye giriş yapan ve 4'ü çocuk 34 PKK'lıdan 30'u hakkında, Kandil ve Mahmur'dan geldikleri sırada gerçekleştirilen karşılama törenleri ve Türkiye'de katıldıkları etkinliklerde yaptıkları konuşmalar nedeniyle, ayrı ayrı iddianame hazırlandı.
Üç ayrı grup halinde yargılanacak PKK'lılardan 16'sı bugün Diyarbakır 4'üncü ve 5'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıktı. Kandil Dağı'ndan gelen 8 PKK'lı hakkında, 'Terör örgütü üyesi olmak', 'terör örgütü propagandası yapmak' suçlamasıyla 20'şer yıl, Mahmur'dan gelen 9 PKK'lı için ise 'Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek', 'Terör örgütünün propagandasını yapmak' suçlamasıyla 15'er yıla kadar hapis cezası isteniyor.
PROTESTO YÜRÜYÜŞÜ
Kandil ve Mahmur'dan gelen PKK'lıların yargılanmalarını protesto etmek için Diyarbakır'da kendilerine Türkiye Barış Meclisi adını veren grup, Dağkapı Meydanı'ndan yaklaşık 200 metre mesafedeki adliye binası önüne yürüyüş düzenledi. 'Barış yargılanıyor tanık ol' pankartı açan yaklaşık bin kişi sık sık Abdullah Öcalan lehine sloganlar attı. Adliye binası önünde gruplar halinde toplanan göstericiler, aşırı sıcak nedeniyle daha sonra buldukları ağaçların altına sığındı. Polis, adliye bahçesi girişini demir bariyerlerle çevirerek, sıkı güvenlik önlemi aldı. Adliyeye girenler tek tek üst aramasından geçirilirken, binaya sadece davaları bulunanların girmesine izin verildi.
PKK'LILARIN ORTAK SAVUNMASI
Kandil ve Mahmur grubundan gelenlere ilk yargılama 7 şüpheliye Diyarbakır 5'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapıldı. Duruşmada, tutuksuz yargılanan Kandil Dağı'ndan gelen Mustafa Ayhan, Hüseyin İpek, Mahmur'dan gelen Nurettin Turgut, Fatma İzzet, Menekşe Soydan, Hacı Sorgun ve Kemal Ökten hazır bulundu. Duruşmada sanıkları Diyarbakır Barosu'na kayıtlı yaklaşık 25 avukat savundu. Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada, haklarında ayrı ayrı iddianame hazırlanan sanıklarla ilgili dosyaların mahkeme tarafından birleştirildiği kaydedildi. Mahkeme heyeti savunmalarını yapmak için sanıklara söz verdi. Sanıklar şu ortak savunmayı yaptı: 'Özellikle iddianamenin kaleme alınış biçim ve dili konusundaki görüş ve eleştirilerimizi sayın mahkeme heyeti ile paylaşmak istiyoruz. İddianamenin bir çok yerinde bizlerden 'sözde barış grubu' olarak söz edilmektedir. Bu kavram bir hukuki tanım ve nitelemeden ziyade politik bir jargona denk düşmektedir. Bu nedenle bu kavramın iddianamede yer almasını doğru bulmadığımızı belirtmek isteriz. Bizim özümüz de sözümüz de bu topraklarda barış içerisinde yaşama arzusudur. İmralı'dan sayın Abdullah Öcalan'ın barış gruplarına çağrısının KCK'nin açıklamalarının yanı sıra, hükümetin demokratik açılım ve Kürt sorunun çözüm açıklamalarını da yakından takip ettik. Ve bu temelde kendi öz irademizle barış için doğduğumuz topraklara döndük. Biz moda deyimle 'dağdan indik ve düz ovada siyaset yapmaya' geldik. Ne yazık ki sınırdan girişimizden bu yana kadar tüm bu iyi niyet çabalarımız sonuçsuz kalmıştır. Bu gelişimiz yıllardır savaşın her türlü yıkımını ve acılarını yaşayan bölge halkında ve Türkiye'nin demokrat ve emekçileri nezdinde büyük bir umut ve sevinç yarattı. Dolayısıyla iddianamedeki hiçbir suçlamayı kabul etmiyoruz. Bizlere yöneltilen örgüt propagandası ve örgüt üyeliği suçlamaları ne hukukidir, ne de vicdanidir. Örgüt propagandası iddiası ise dayanaktan yoksundur. İddianamede belirtilen kimi ifadelerin toplumun tamamı tarafından hoşgörü ile karşılanmayacağını biliyoruz. Bir kısım beyanlarımızın toplumda şok etkisi yarattığının farkındayız. Ama zaten ifade özgürlüğü de bu değil midir? Sonuç olarak; biz iddianamedeki suçlamaların hiçbirini kabul etmiyoruz. Demokratik haklarını kullanma ve düşünce özgürlüğü temelindeki tüm çabamız; savaşsız, eşit, özgür ortak bir vatandır."
'OVADA SİYASET YAPMAYA GELDİK'
Kandil'den gelen Mustafa Ayhan, ovada siyaset yapmaya geldiklerini söyledi. Sanıklardan Ayhan'ın savunmayı okumasının ardından Mahkeme Başkanı 'Pişmanmısın?' sorusunu yöneltti. Bu sırada sanık avukatları ile mahkeme heyeti arasında kısa bir gerginlik yaşandı. Yeniden söz verilen ve soruları yanıtlayan Mustafa Ayhan, PKK'ya 2005 yılında illegal yollardan sınırı geçerek katıldığını ve herhangi bir silahlı eyleme katılmadığını belirterek şunları söyledi: "Gelirken özgür irademle geldim. O dönemde Abdullah Öcalan'ın çağrısı vardı. Değişik çevrelerin ve hükümetinde çağrıları vardı. Ben örgüte katıldım ve örgütsel faaliyetlerim konusunda yaptıklarımdan pişmanlık duyduğuma ilişkin soruya cevap vermek istemiyorum. Bizim geliş amacımız farklı olduğu için Türkiye'de demokratik açılım süreci vardı, buna katkı sağlamak amacıyla geldim. Biz kendimiz etkin pişmanlık yasalarından faydalanmak istemiyorum. Bizim çabalarımız barış çabalarıydı. Sınırdan geçtikten sonra da örgütle bağımı kopardım."
Sanık avukatlarından Mehmet Emin Aktar söz alarak, sanığa etkin pişmanlık yasasından yararlanıp yararlanmayacağına dair sorunun yersiz ve usule aykırı olduğunu savundu.
SAVCI: ÖCALAN'IN ÇAĞRISI OLMASAYDI GELİR MİYDİN?
Savcı da sanığa bir soru sormak istediğini belirterek, "Öz irademle geldim dedin. Öcalan'ın çağrısı olmasaydı gelir miydin?' sorusunu yöneltti. Ayhan da soruya karşılık "Sonuçta, KCK ve hükümetin bir çok açıklamaları beyanları vardı. Yine de gelirdik" dedi.
İPEK DE 'PİŞMAN DEĞİLİM' DEDİ
Sanıklardan Kandil'den gelen Hüseyin İpek de, Mustafa Ayhan'ın okuduğu iki sayfalık savunmaya katıldığını söyledi. İpek'e de 'Pişman mısın? sorusu yöneltildi. İpek, örgüte katılmaktan ve faaliyetlerinden dolayı pişman olmadığını söyledi. Mahmur'dan gelen sanıklar da, okunan savunmaya katıldıklarını belirterek, PKK ile irtibatlarını olmadığını ifade etti.
AVUKATTAN MAHKEMEYE: SİZ DE BARIŞ İÇİN TUTUM ALIN
Sanık avukatlarından Fethi Gümüş, Abdullah Öcalan'ın çağrısının iddianameye konu yapıldığını belirterek, Öcalan'ın''savaşın' demediğini 'gelin teslim olun' dediğini savundu. Avukat Sezgin Tanrıkulu'da, "Burada barışa ilişkin bir tutum vardır. Gelenler barış için gelmiştir. Siz de barış için, çatışmalar olmasın diye tutum almalısınız. Savcıların takipsizlik, mahkemenizin ise bu iddianameyi reddetmesi gerekirdi. Bu davayı zamana bırakmalı ve bir yıl sonraya gün verilmeliydi. Hep birlikte barışa katkı sağlamalıyız" dedi.
Mahkemenin söz verdiği iddia makamı ise, sanık beyanlarına bir diyeceğinin olmadığını belirterek, esas hakkında ki mütalaasını hazırlamak için süre talebinde bulundu.
10 DAKİKA GECİKME PANİĞE NEDEN OLDU
Duruşmaya bir süre ara veren mahkeme heyeti, sanıkların ve avukatların duruşma salonuna tekrar çağırdı. 5 sanık ve avukatları duruşma salonunda yerini alırken, Mustafa Ayhan ile Hüseyin İpek'in gelmediği fark edildi. Sanıkların kaçma ihtimali üzerine kısa bir panik yaşandı ancak yaklaşık 10 dakika sonra iki sanık da yerini aldı. Kararını açıklayan mahkeme, sanıklardan Kandil Dağı'ndan gelen Mustafa Ayhan ve Hüseyin İpek ile Mahmur Kampı'ndan gelen Nurettin Turgut'un üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyetini gözönüne alarak, 'Kaçma şüphesi olduğu' gerekçesiyle tutuklanmasına, diğer sanıkların tutuksuz yargılanmalarına karar vererek duruşmayı erteledi.
İKİNCİ DURUŞMA
Bu duruşmanın ardından 10 kişilik ikinci grubun duruşması da Diyarbakır 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde başladı. Buradaki duruşmaya tutuksuz sanıklardan Kandil'den gelen Elif Uludağ, Müftü Taş ile Mahmur'dan gelen Ayşe Kara, Abdullah Yaman, Caziye Kabul, Zehra Tunç, Sisin Yaman katılırken, yine Mahmur'dan gelen Mehmet Adamış, Nizar Buldan ve Yusuf Şen katılmadı.
Kimlik tespitinin ardından savunma yapmaları için söz verilen Kandil grubu üyesi Elif Uludağ, ortak yazılı savunma hazırladıklarını ve okumak istediğini söyledi. Diyarbakır 5'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde sanıklardan Mustafa Ayhan'ın okuduğu savunmanın aynısı okuyan Elif Uludağ'a savcılık ve sorgu hakimliğindeki ifadeleri hatırlatıldı. Suçlamaları reddeden Uludağ, savcılık ifadelerini geçerli olduğunu söyledi. Diğer sanıklar da tek tek söz alarak, iki sayfalık ortak savunmaya katıldıklarını ifade etti. Savcı da, sanıkların savunmalarına bir diyeceğinin olmadığını belirterek, duruşmaya katılmayan ve ifadeleri alınmayan sanıkların savunmalarının temin edilmesini talep etti.
AVUKAT BATUMLU: TUTUKLAMA SİYASİ KARAR OLUR
Mahkemenin söz verdiği sanık avukatlarından Ayşe Batumlu, iddianamede hukuki nitelendirme olmadığını savundu. Müvekkillerinin barışı istemesi ve kanın dökülmesini engel olmak istemelerinin suç olamayacağını belirten Batumlu savunmasında şunları söyledi:
"80 yıldır süregelen, 30 yıldır baskılara maruz kalan müvekkillerim aslında olayın mağdurlarıdır. Biraz önce Diyarbakır 5'inci Ağır Ceza mahkemesi tutuklama kararı verdi. Tutuklanma çıkacağını bilmediğimiz için, tutuklanmaya dair bir savunma yapmamıştık. Ama burada olası tutuklama kararına karşı savunma yapmak istiyorum. Gelişlerinden itibaren 8 ay geçmiştir. Bu sürede müvekkillerim buradadırlar, bir yere kaçmamışlardır. Müvekkillerimin bir kısmı tutuklanmaya sevk edilmemişler, serbest bırakılmışlardır. Aynı nedenle yeniden tutuklanma talep edilemez. Kaçma şüpheleri yoktur. Şayet tutuklama çıkarsa bu kararın hukuki değil, siyasi bir karar olacağını düşünüyorum."
10 KİŞİYE DAHA TUTUKLAMA
Mahkeme heyeti duruşmaya katılan 7 PKK'lıyı tutuklarken, duruşmaya katılmayan 3 PKK'lının da yakalanıp tutuklanmasına karar verdi.
Böylece sabah tutuklanan 3 PKK'lı ile birlikte tutuklananların sayısı 10'a yükselirken, 3 kişi hakkında ise gıyabi tutuklama kararı verilmiş oldu. Kandil ve Mahmur'dan gelen 13 kişinin ilk duruşmasının ise, 24 Haziran'da Diyarbakır 6'ıncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüleceği bildirildi. Kandil grubunun sözcüsü Mehmet Şerif Gençdal, geçen ay 'adam kaçırma', 'tehdit' ve 'gasp' suçlamasıyla tutuklanmıştı.
BDP'Lİ VEKİLLER DURUŞMADA
Kandil ve Mahmur'dan gelen PKK'lıların yargılandığı Diyarbakır adliyesine BDP'li milletvekilleri de geldi. Adliyede BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, Grup Başkan Vekili Bengi Yıldız, milletvekilleri Osman Özçelik, Şarefettin Halis, Nezir Karabaş, İbrahim Binici, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Siirt Bağımsız Belediye Başkanı Selim Sadak, da bulundu. Milletvekilleri Bengi yıldız ile Nezir Karabaş, duruşma salonuna girerken, diğer milletvekilleri ve belediye başkanları baro adasında oturdu.
BDP'Lİ KIŞANAK: TUTUKLAMALAR TALİMATLA YAPILDI
BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, 13 PKK'lının tutuklanmasının ardından adliye önünde bekleyen kalabalığa konuşma yaptı. Tutuklamalarının talimatla yapıldığını iddia eden Kışanak, şunları söyledi: "Burada yaşanan hukuksuzluğun artık kelimelerle tanımlayamayacağız. 12 Eylül döneminde bile görülmedik kadar siyasal, hukuk dışı bir yargılama, katleden bir yargılamayla karşılaştık. Habur'da serbest bırakılma kararını veren aynı mahkeme, Diyarbakır yargısı, bugün de barış elçilerine, barış umutlarını yeşertmek isteyenlere tutuklama kararı verdi. Peki ne değişti sorusunu hepimiz soruyoruz? Bir tek şey değişmiş olabilir AKP'den aldıkları talimat, başka hiç bir koşul değişmemiştir. Gelen kişilerin savunması aynıdır. Geliş amaçları aynıdır, tutumları aynıdır. Bu ülkeye barış elçiliği için geldiklerini o zaman da beyan ettiler. Bugün de beyan ettiler. Değişmişse bir tek şey değişmiştir. Oda aldıkları talimattır. Öylesine talimatla hareket eden bir yargıyla karşı karşıyayız. Ankara hükümet, devlet, Başbakan Tayyip Erdoğan silahların dışında bir çözüm yolu aramaktan vazgeçtiklerini bugün bu mahkeme kararıyla tescillendirdiler. Biz sadece katliam yapmak, bastırmak, sindirmek, teslim almak için varız dediler. Siyasetlerini böyle ortaya koydular. Vallah buna karşı da bu halk direnecek. 7'sinden 77'sine sonuna kadar direnecek. Siyasetçisiyle, aydınıyla, politikacısıyla, genciyle direnecek kimse sana teslim olmayacak Tayyip Erdoğan. Bu net söylüyorum. Bunu gör."
'YA KATLİAM, YA AYRILIK'
Uygulanan politikanın özünün 'yenme ve yenilmeye' dayandığını savunan Gültan Kışanak konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bu ülkede aklı sellim, vicdanı olan, adalet duygusu olan herkes dedi ki, yenme ve yenilme siyasetinden bir çözüm çıkmaz. Yenme ve yenilme siyasetinden iki şey çıkabilir. Ya katliamdır. Bu da Türkiye halklarının hak etmediği bir şeydir. Türk halkı kendi anlına böyle bir kara lekeyi sürdürmeyecektir. Kürt halkını katletmeyi kara leke olarak anlına sürdürmeyeceğinden eminiz. Türk halkının geriye ikinci bir şey kalıyor. Yenme ve yenilme siyasetinden eğer katliam çıkmayacaksa ayrılık çıkar Ankara. Sayın Başbakan bunu çok iyi bil, eğer yenme ve yenilme siyasetinde ısrar edeceksen ya Türkiye'nin anlına bir kara leke sürüp katliam yapacaksın. Ya da bu ülkeyi ayrılığa sürükleyeceksin. Ben inanıyorum ki Türkiye'nin tüm vicdanlı sesleri bu sese kulak verecektir. Bir sonraki mahkemede Türkiye'nin tüm vicdanlı sesleri burada olacaktır. Ve yenme yenilme siyasetine karşı çıktığını çözüm siyasetenin yanında olduğunu gösterecektir."