24 Nisan 2012’de Yüzleşme Derneği ve Irkçılığa Dur De nin Tepekule Merkezi’nde ortak düzenlenen, 25 Nisan 2012 tarihinde ise Bodrum Demokrasi Platformu’nun Bodrum’da düzenlediği panellerde Zakaryan VİLDANOĞLU “İzmir’de Ermeniler” konulu bir sunum yaparken, KOÇER “Din, Hukuk ve Ermeniler” başlıklı bir sunum yaptı.
Düzenlenen panellerde İzmir’de yaklaşık 150, Bodrum’da ise 65 kişinin dinleyiciolarak katıldılar. Dinleyiciler tarafından ilgi ile sunumu beğeni ile karşılanan M.Arif KOÇER aynı zamanda Hrant DİNK için başlatılan “Adalet Talebimiz Var” kampanyasının da destekçilerinden.
BEDİÜZZAMAN VE ERMENİLER
İnsanlığın geldiği aşamada, özellikle, son yüzyılda, insan hakları yükselen bir değer olmuştur. İnsanın yaratılıştan/ doğuştan getirdiği varsayılan ve bireyden alınması veya bireyin vazgeçmesi mümkün olmayan, insanı insan yapan temel haklardan birisi ve belki de en önemlisi, ayrımcılık yasağıdır. Zira temel insan haklarına yönelen tüm tehdit ve ihlallerin arka planında ayrımcılık düşünce ve uygulaması vardır. Ayrımcılığın nedenlerinden olan din, dil, ırk, cinsiyet v.b. gibi farklı özelliklere yönelik, önyargılar neticesinde ihlaller meydana gelmektedir.
Kuran’ın bütün genel hitapları ve asıl tavsiyeleri insanlık ailesi içindir. Allah insanı kendi ruhundan üflediği varlık olarak tanımlar. Irkı, dili, rengi, cinsiyeti ne olursa olsun, insan olarak yarattığı varlığı, Kur'an’da layık görülen bütün değerlere sahip kılar. Kur'an bir masumun hayatını tüm insanlıkla denk tutan (Maide, 5/ 32, Nisa, 4/ 92- 93) üstün bir bakış açısına sahiptir. Bu hitaptaki kıymet verilen varlık, yalın olarak “insan”dır, vurgu yapılan da, insanın kıymetidir. Hukuk karşısında inanan, inanmayan herkes eşittir. İnsanın vahye teslim oluşu/ Müslümanlığı ile kazandığı değer, fazilet ve ahiret noktasında bir üstünlük olup, dünyevi hukuk açısından bir üstünlük sebebi değildir.
Yine, Kur’ani bakış açısı, ırk temelinde de hiçbir ayrım yapmaz, çünkü kan, ten ve dillerin farklı oluşu, yaratılışa ait İlahi ayetlerdendir, (Rum, 30/ 22) Bu bağlamda, farklı kavimde yaratılmış olmak, insanın iradesi ile etki edemediği özelliklerdendir, övünme veya yerinme vesilesi yapılmak için yaratılmış vasıflar değildir.
Hz. Peygamber (a.s.) in. dezavantajlı gruplardan olan gayrimüslimlerin hukukunu korumak noktasındaki şiddetli tavsiyeleri ve bu konudaki hassasiyeti, çıkış noktası din olan bir adaletsizlikten bağlılarını korumak, onları adil bir çizgide tutmak içindir.
Eşitliği bozan ve zulmün ahlaki ve felsefi temellerinden olan bir konu da, kendini büyük ve mükemmel, başkalarını ise küçük ve kusurlu görme yaklaşımıdır. Hâlbuki insanlar ma’budluktan (kusursuz ve tapılacak olmaktan) uzak olma noktasında da eşit oldukları gibi, yaratılmış ve kusurlu olmak noktasında da eşittirler.
İslam hukukunda eşitlik esastır. İslam hukukundaki temel ilkelerden birisi, kimseye (hiçbir şahsa ve hiçbir ırka) eşitliği bozacak herhangi bir ayrıcalık tanınmamasıdır.
İslam hukukuna göre, anlaşmalı ve devlete vergi ödeyen zimmîlerin can, mal ve namus güvenliği, uyrukluğuna girdikleri İslâm devleti tarafından sağlanır. Bu vatandaşlar, hukukunun korunması gereken kişiler olup korunmadığı takdirde zimmet suçu işlenmiş olur.
Hadisi Şeriflerde bu husus açıkça belirtilmiştir. Hz. Peygamber a.s. “Kim bir zimmiye eziyet ederse ben onun davacısıyım. Ben kime (bu dünyada) davacı olursam, kıyamet gününde de davacı olurum.” demiştir.
Yine, Hz. Peygamber a.s. Hıristiyan olan İbn Harris b. Ka’b ve dindaşlarına yazdırdığı anlaşma metninde: “Şarkta ve Garpta yaşayan tüm Hıristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah’ın, Peygamber’in ve tüm müminlerin himayesindedir. Nasraniyet dini üzere yaşayanlardan hiç kimse kerhen İslam’a icbar edilmeyecektir. Hıristiyanlardan birisi herhangi bir cinayete veya haksızlığa maruz kalırsa Müslümanlar ona yardım etmek zorundadırlar” maddelerini yazdırdıktan sonra: “Ehl-i Kitap ile ancak en güzel yöntemlerle mücadele edin…(Ankebut, 29/46) ayetini okudu.
Bu konuda Hz. Ali: “Her kim ki bizim zımmimizdir, onun kanı bizimki kadar kutsaldır, malları bizim mallarımız kadar tecavüzden masundur” dedi. Başka bir kaynakta, Hz. Ali’nin şöyle dediği naklediliyor: “Zımmi durumunu açıkça kabul edenlerin malları ve hayatları bizimki (yani Müslümanlarınki) gibi kutsaldır.” diyerek, Müslümanın zorunlu olduğu bu husustaki hassasiyeti dile getirmiştir.
Bir hekim gibi halkın nabzını tutarak, Kur’andan ilaçlar yazan ve çözümler üretmeye çalışan Bediüzzaman da, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde bu konuya da değinmiş, birlikte yaşama iradesine ve hukukta eşitliğe vurgu yapmıştır.
Bediüzzaman Said-i Nursi, II. Meşrutiyetin başında doğudaki Kürt aşiretlerini gezer ve onlara tavsiye ve ikazlarda bulunur. Osmanlıda uzun yıllar “millet-i sadıka” olarak geçen Ermenilerin ırkçı düşünceler ile tahrik edildiği, provoke edildiği bir dönemde ortak paydaya ve sosyal hayatın gerekliliklerine işaret eder. Bugün bile önyargıların kol gezdiği böyle bir alanda, asrın fıkhını okumuş bir İslam âliminin bu konudaki sorulara verdiği cevaplara bakmakta fayda bulunmaktadır.
İkinci meşrutiyetin ilanından sonra, “hürriyet iyidir, güzeldir. Fakat şu Ermeniler’in hürriyeti çirkin görünüyor, bizi düşündürür.” sorusuna “Onların hürriyeti onlara zulmetmemek ve rahat bırakmaktır. Bu ise şer’îdir (İslamidir). Bundan fazlası sizin fenalığınıza, divaneliğinize karşı bir tecavüzleridir, cehaletinizden bir istifadeleridir.”der. Ayrıca, sosyal hayata dönük faydacı bir yaklaşımla “içimizdeki Ermeniler üç milyon olmadığı gibi, gayr-ı müslimler dahi on milyon yoktur. Halbuki bizim milletimiz ve ebedî kardeşlerimiz üç yüz milyondan ziyade iken, üç müdhiş kayd ile mukayyed (kayıtlı, bağlı) olup, ecnebilerin istibdad-ı maneviyelerinin taht-ı esaretlerinde (manevi baskılarının esirliği altında) ezilirler. Elbette acilen üçü veren ve âcilen üçyüzü kazananın hasarat” etmediğini söyler.
Yine “gayr-ı müslimlerle nasıl müsavi (denk) olacağız?” sorusuna insan hakları alanında eşitlik ilkesinin esas olduğuna vurgu yaparak, “müsavat ise fazilet ve şerefte değildir, hukuktadır. Hukukta ise şah ve geda birdir. Acaba bir şeriat karıncaya ayak basmayınız dese, tazibinden (azap vermekten) men’ ederse, nasıl benî-Âdem’in (insanoğlunun) hukukunu ihmal eder?”diyerek devlet başkanı olduğu dönemde, Hz.Alinin sıradan bir Yahudi ile eşit koşullarda yargılanmasını ve Kürtlerin övüncü olan Salâhaddin-i Eyyubî’nin miskin bir Hıristiyan ile karşılıklı muhakemesini buna delil olarak getirir.
Ermenilere karşı, ‘İslam’ın adaletinin hakkı ile gösterilemediğini, şeriat dairesindeki haklarının istibdadın kötü alışkanlıkları ve sonuçları sebebiyle verilemediğini belirterek’ özeleştiri yapar.
“Ermeniler bize düşmanlık edip, hile ve hıyanet ediyorlar. Nasıl dostluk üzerinde ittifak edeceğiz? sorusuna “Düşmanlığın sebebi olan istibdat (baskıcılık, saltanat) öldü. İstibdadın zevaliyle dostluk hayat bulacak. Size bunu kat’iyen söylüyorum ki, şu memleketin saadeti ve selâmeti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya vabestedir (bağlıdır). Fakat mütezellilâne (zillet içinde) dost olmak değil, belki izzet-i milliyeyi (milli onuru) muhafaza ederek, musalâha (barış) elini uzatmaktır.
Bir şey söyleyeceğim: Eğer mümkündür, Ermeniler birden sahife-i vücuttan (varlık aleminden) silinsin. Olabilir; yalnız, size husumetin (düşmanlığın) bir faydası olsun. Yoksa mutlaka husumet zarardır. Halbuki Âdem a.s. zamanından, yolda arkadaşlık eden bizimle gelmiş büyük bir unsurun zevali (yok olması) değil, belki küçük bir kavmin mahvı dahi imkansızdır. Ömerdılan kabilesi bin senedir yine Ömerdılan’dır.
Hem de onlar uyanmışlar; siz uykudasınız, rüya görüyorsunuz. Hem de fikr-i milliyetle müttefik (birleşmiş) ve kavîdirler (kuvvetlidirler); siz, ihtilâfla (sürtüşmelerle) şimdilik boşsunuz. Hem de galebe etmek istiyorsanız; onların sizi mağlup ettiği silah ile yani akıl ile, fikr-i milliyet (milliyet fikri) ile, meyl-i terakki (yükselme meyli) ile, temayül-ü adalet ile (adalete yönelmekle) mağlup edebilirsiniz.
Hem de dostluğun sebebi vardır. Zira komşudurlar. Komşuluk, dostluğun komşusudur. Hem de onlar uyandılar, dünyaya yayıldılar, terakkiyat tohumlarını topladılar, vatanımızda ekecekler. Bizi medeniyete mecbur, terakkiye ikaz, bizdeki fikr-i milliyeti hüşyar ediyorlar(uyandırıyorlar).
İşte şu noktalara binaen, onlarla ittifak etmek lazımdır. Hem de bizim düşmanımız ve bizi mahveden, cehalet ağa ve oğlu zaruret(fakirlik) efendi ve hafidi(yardımcısı) husumet (düşmanlık) beydir. Ermeniler bize düşmanlık etmişlerse, şu üç müfsidin (bozguncunun) kumandası altında yapmışlar.” diye sosyal bağların ve zamanın gereğinin Ermenilerle ittifak etmek olduğunu belirterek, bunun zıddına oluşan düşmanlıkların, Kürtlerdeki, cahillik, fakirlik ve düşmanlık hastalıklarından kaynaklandığını belirtir.
Özelde Kürtlerin, genelde İslam toplumlarının en büyük düşmanlarının cahillik, fakirlik ve ihtilaflar olduğunu, cahilliğin İslam ile aydınlanmış bilgi, fakirliğin sanat, tarım ve ticarete verilecek önem ile ve ihtilafın, sürtüşmelerin ise ittifak, birlik silahlarıyla yenilebileceğini söyler. “Amma, komşularımız ve bizi teyakkuz ve terakkiye sevk eden Ermenilerle kemal-i memnuniyetle dost olup elele vereceğiz. Zira husumette fenalık var. Husumete vaktimiz yoktur.” der.
Milliyet fikri ile uyanmış bir Ermeninin himmetinin, gayret ettiği şeyin bütün milleti olduğunu, sanki milletinin küçülerek ona dönüştüğünü ve onun kalbinde yerleştiğini söyler. Bu şekilde uyanmış, yüksek düşünen bir Ermeninin, kolaylıkla hayatını, ruhunu milleti için feda edebileceğini belirtir.
“Ermeni fedaileri o kadar fenalık ettikleri halde, şimdi en muteber onlar oldular. Zehirlerine tiryak(ilaç) nazarıyla bakıldı.” sorusuna ise, ‘yaptıkları kötü işlerin gizli toplumsal bir yarayı açığa vurduğunu ve 2.Meşrutiyetin ilanı gibi bir iyiliğin oluşmasına katkı yaptığını, ancak bundan sonra onların da eski yanlışlarından vazgeçmeleri gerektiğini’ söyler.
2.Meşrutiyetten sonra Ermenilerin kaymakam ve vali olmalarını yadırgayan bir soruya ise, Meşrutiyetin milletin hâkimiyeti olduğunu, hükümetin vali ve kaymakamının ise ücretli hizmetkârlar olduğunu söyleyerek, saatçi ve makineci ve süpürgeci oldukları gibi kaymakam ve vali de olmalarında bir sakınca olmadığını belirtir.
Netice olarak, etik yönüyle ve inancımızdan gelen bir zorunluluk olarak, tüm gayrımüslimler ve Ermeniler, Müslümanlar için canı, malı, ırzı bizlerin zimmetinde olan vatandaşlarımızdır. Değil onlara karşı ırkçı yaklaşımlarla dışlayıcı, ürkütücü bir tavır almak, aksine onlara yönelik ayrımcı muamelelere karşı yanlarında olmak bizlere yakışandır.
Osmanlı’nın son dönemlerinde, Batıdan gelen ırkçılık virüsünün toplumun içine girmesiyle, Türklere ırkçılık aşılayanlar, Araplara giderek Arapçılık, Ermenilere ise Ermenicilik aşılamışlardır. Toplum olarak aynı menfur odakların oyununa gelmiş, bazı çetelerin yaptığı zulümler sebebiyle, bu zulme katılmamış, hatta taraftar bile olmayan insanlara yerlerinden yurtlarından edilerek büyük bedeller ödetilmiştir. Daha sonra Varlık vergisi mezalimi ve sonrasında 6-7 eylül olayları ile tüm gayrımüslimler gibi Ermenilere de ciddi acılar yaşatılmıştır. “Başkaları, devlet, gladyo” yaptı bahanelerinin arkasına saklanarak kendimizi aklayamayız. Hrant Dink’in katli sonrasında muhterem eşi Rakel Hanım’ın dediği gibi “bir çocuktan katil çıkaran “ ortamı, havayı, anlayışı sorgulamamız gerekir. Medeni bir topluma yakışan geçmişin hataları üzerinden kan davası gütmek ve acıları yarıştırmak değil, karşılıklı empati ile yanlışlarla yüzleşmek, geleceğe dönük barış içinde yaşanacak bir iklimi inşa etmektir. İmparatorluk bakiyesi çok dinli, çok dilli bir toplumun devamı olmak yönüyle bu konuda tarihi altyapı vardır. Yeter ki, başkalarını aşağılamayı esas yapan ırkçı düşünceleri, zihin dünyamızdan ve şuur altımızdan tümüyle çıkartıp, bu virüsten temizlenebilelim…Bu ülke hepimize fazlasıyla yeter…
İnsan Hakları Yükselen Değerdir.
• Nihai nokta adalettir.
• Eşitliksiz adalet adalet değildir.
• Tüm insan hakları ihlallerinin temelinde ayrımcılık düşüncesi vardır.
• Sahip olunan kimliklerden ötürü (Dini, etnik, cinsiyet v.s.) insanların önyargı sonucu taciz ve mağdurlaştırılmasıdır.
Kur’anın hitapları insanlık ailesi içindir
• Bir masumu öldürmek, tüm insanlığı öldürmek gibidir.(Maide, 32)
• Kan, ten ve dillerin farklılığı, İlahi ayetlerdir. (Rum, 22)
• İslam hukukunda ilke, eşitliktir, hiçbir şahsa veya gruba ayrıcalık tanınmamasıdır.
Hz. Muhammed( a.s.) Der ki;
• Kim bir zimmiyet eziyet ederse, ben onun davacısıyım.Ben kime(bu dünyada) davacı olursam kıyamet gününde de davacı olurum.
• Şarkta ve garbta yaşayan tüm hıristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah’ın, Peygamberin ve tüm müslümanların himayesindedir.(İbni Harris b.Ka’b ve dindaşları ile anlaşma metninden)
Bediüzzaman’ın 1911 yılında bu konudaki tespitleri
• Hürriyet iyidir, güzeldir. Fakat şu Ermeniler’in hürriyeti çirkin görünüyor, bizi düşündürür, sorusuna, Onların hürriyeti onlara zulmetmemek ve rahat bırakmaktır.Bu ise Şer’idir. Bundan fazlası sizin fenalığınıza karşı bir tecavüzleridir, cehaletinizden istifadeleridir.
Gayr-ı müslimlerle nasıl denk olacağız sorusuna,
• Eşitlik ise fazilet ve şerefte değildir, hukuktadır. Hukukta ise şah ve geda birdir. Acaba bir şeriat karıncaya ayak basmayınız dese, tazibini yasaklasa, hiç insanoğlunun hukukunu zayi eder mi,der. Hz. Alinin bir Yahudi ile eşit koşullarda yargılanmasını ve Kürtlerin övüncü olan Selahattini Eyyübinin yoksul bir Hıristiyan ile muhakemesini delil gösterir.
Özeleştiri yaparak;
• Ermenilere karşı İslam’ın adaletinin hakkı ile gösterilemediğini, İslam’daki haklarının istibdad sebebiyle verilemediğini söyler.
Ermeniler bize düşmanlık edip, hile ve hıyanet ediyorlar, sorusuna;
• Düşmanlığın sebebi olan istibdad öldü.Artık dostluk hayat bulacak. Bu memleketin saadeti ve selameti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya bağlıdır. Fakat zillet içinde dost olmak değil, belki milli onuru muhafaza ederek barış elini uzatmaktır,der.
Düşmanlık Faydasızdır.
• Kürtlerle beraber Adem a.s. Zamanından beri hayat yolunda arkadaşlık eden Ermenilerin yokolması mümkün değildir. Küçük kabileler bile binlerce yıl devam etmektedir. Öyle ise düşmanlığın kimseye faydası yoktur ve herkese zararlıdır.
Ermeniler, uyanmış, milliyet fikri ile birleşmiş ve kuvvetlidirler.
• Siz Kürtler ise, sürtüşmelerle zayıfsınız.
• Galip gelmek istiyorsanız, akıl ile, milliyet fikri ile, yükselme meyli ile, adalet talebi ile bunu yapabilirsiniz.
• Komşuluk dostluğun komşusudur.
• Onlar uyandılar, dünyaya yayıldılar, yükselme tohumlarını topladılar, vatanımızda ekecekler, Bizi medeniyete mecbur, yükselişe ikaz ve bizdeki milliyet fikrini uyandıracaklar.
Ermenilerle ittifak lazımdır;
• Bizim düşmanımız, cehalet fakirlik ve ihtilaftır. Ermeniler düşmanlık etmişse şu üç sebepten dolayı olmuştur.
• Milliyet fikri ile uyanmış bir Ermeni’nin gayret ettiği şeyin bütün milleti olduğunu, sanki milletinin küçülerek ona dönüştüğünü, gayretinin de bütün milleti olduğunu takdir ederek söyler.
İnancımız ve ahlakımız gereği;
• Müslüman olmayan vatandaşlarımız canı, malı, ırzı bizlerin zimmetinde olan değerlerimizdir. Değil ırkçı yaklaşımlar ve dışlayıcılık, aksine böyle muamelelere karşı yanlarında olmak bizlere yakışandır.
Osmanlı’nın son dönemlerindeki ırkçılık virüsü;
• İmparatorluğun tüm bileşenlerini paramparça etmiştir.
300-500 Ermeni militanın yaptığı zulümlerin bahane gösterip, 1.000.000 insanı çok olumsuz koşullarda zorunlu göçe tabi tutarak, mallarını ve canlarını telef etmek zulümdür
Merhum Hrant Dink’in eşi Rakel hanımın dediği gibi;
• Bir çocuktan katil çıkaran ortamı, havayı, anlayışı sorgulamamız gerekmektedir.
• Medeni topluma yakışan geçmişin hataları üzerinden kan davası gütmek ve acıları yarıştırmak değil, empati ile yanlışlarla yüzleşmek, barış içinde yaşanacak bir iklimi inşa etmektir.
İmparatorluk bakiyesi çok dinli, çok dilli bir toplumun devamı olarak;
• Tarihi altyapı vardır.
• Başkalarını aşağılamayı esas yapan ırkçı düşünceleri, zihin dünyamızdan ve şuur altyapımızdan tümüyle çıkartıp, ırkçılık virüsünden temizlenmeliyiz.
• Bu ülke hepimize fazlasıyla yeter.
• Adil bir dünya mümkündür…
AV.MEHMET ARİF KOÇER
MAZLUMDER GYK ÜYESİ
“ADALET TALEBİMİZ VAR” KAMPANYASI DESTEKÇİSİ
FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı
Basın AçıklamalarıTarih
2012-04-26