TBMM Adalet Komisyonunda görüşülerek kabul edilen ve Meclis Genel Kurul gündemine gelen 'Uluslararası Terörizmle Mücadele Yasa Tasarısı'na ilişkin MAZLUMDER'in görüşü.
Ulusal ve uluslararası planda kara para aklamayla ve terörizmin finansmanıyla mücadele amacıyla 1989 yılında OECD bünyesinde kurulan Türkiye’nin de 1991’den bu yana üyesi olduğu Mali Eylem Görev Gücü (FAFT) himayesinde uluslararası terörizmle mücadele yasa tasarısı, TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülerek kabul edildi.
Aslında politik bir duruşu ifade eden terörizm tanımının paranoyak/egemen bir diskurla tek taraflı olarak belirlenmiş olması ve bu tanımın 11 Eylül’den sonra özellikle İslam coğrafyasındaki etkileri göz önüne alındığında söz konusu tasarının iyi niyetten uzak ve tüm dünayayı dizayn ve terbiye etme amacına matuf olduğu görülecektir.
Afganistan-el Kaide ilişkisi iddiasıyla başlatılan işgal süreci, Guantanamo vahşeti, Irak’ta kitle imha silahları olduğu iddiası üzerinden gerçekleştirilen işgal, Bush doktrini, “şeytan üçgeni” tanımlamaları, İran’ın nükleer teknolojisine kaşı Batı’nın İsrail’e ve İran’a dönük takındığı çifte standart, Pakistan’da İnsansız Hava Araçları’nın sivil katliamlara yol açan saldırıları, NATO’nun Lizbon toplantısıyla beraber alacağını deklare ettiği yeni form, BM yerine NATO ve/veya tek taraflı bir Batı ülkesince yönetilen ve koordine edilen saldırı/operasyonlar, Fransa öncülüğünde Batılı devletlerin Mali’de terörizm ve terörist organizasyonlar söylemi üzerinden gerçekleştirdiği emperyal saldırı, İsrail’in BM’de aleyhine alınmış hiçbir kararı tanımayarak illegal işgal, yerleşim, abluka ve saldırı politikalarını sürdürmesi, nükleer silahlar konusundaki devlet merkezli potansiyel terörizm faaliyetleri ve insanlığa karşı suç kapsamında mütalaa edilmesi gereken kitle imha silahlarına yönelik iki yüzlü tavır, sadece bir Coğrafya’ya yönelik ve sadece son on yıl içerisindeki genel geçer politikaların sistematiğini göstermektedir.
Bu bağlamıyla konu bir bütün olarak ele alındığında; meselenin Türkiye’nin iç politika meselesi olmaktan çok, uluslararası planda tek bir zihin üzerinden dünyaya ezberlettirilmek istenen terörizm kavramı temelinde yeni egemenlik sistemi inşası için gerekli hukuki altyapı oluşturma çabası olduğu görülecektir.
Söz konusu tasarı, herhangi bir kurum, STK, yardım kuruluşu, örgüt veya partinin evrensel ve hukuki normlar olmaksızın ABD ve Batı tarafından sübjektif bir algı temelinde terörizmle irtibatlandırmasını FAFT’a üye devletlerin de aynı çerçevede değerlendirmesi ve yaptırım uygulaması zorunluluğuna bağlamaktadır. Bu ise, hegemonyanın yeni dilinin kazandığı yeni bir formdur ve orta ve uzun vadeli gelecek sonuçları itibariyle bir kuşatma, kontrol ve dizayn etme anlamı taşımaktadır. Özellikle insani yardım kuruluşlarının ve daha genelde tüm STK’ların her bir faaliyeti, bu suretle keyfi bir biçimde terörizm kapsamına alınabilecek ve bu kuruluşların malvarlıklarının dondurulması, el konulması, hukuki işlemler başlatılması ve faaliyetlerinin engellenmesine zemin açılabilecektir.
Tüm dünyanın baskısına gözlerini yumarak rekabet üstünlüğü sağlamak ve karını sorumsuzca artırmak için KYOTO protokolünü imzalamayı reddederek yeryüzündeki bütün bir hayatı terörize eden ABD, bir taraftan uluslararası sözleşmeleri imzalamakta dünya sırlamasının en altlarındaki yerini korumakta beis görmezken diğer taraftan kendi sapkın “terörist” tanımı üzerinden egemenlik inşası için hukuki altyapı niteliğindeki bu türden yasaların kabulü için uluslararası taşeron kurumlar eliyle Türkiye’ye ve diğer ülkelere baskı uygulamaktadır.
Süper güç olma iddiasındaki ABD’nin hem kendi hem de İsrail’in kural tanımaz şımarıklığını tüm dünyaya dayatırken ve dünyanın her yerinde örneklerini gördüğümüz ve kamuoyunun bildiği işkence üsleri ortadayken, kendinden başka terörist arayışına girmesi ve kendinden başka terörist tarifi icat etmeye çalışması tam anlamıyla ikiyüzlülüktür.
MAZLUMDER, Türkiye Hükümeti’ni ve TBMM’yi; bu geri dönülmez yolun olası tehlikeli ve vahim sonuçlarını gerekli ciddiyetle ele almaya; bağlayıcılık ilişkisi bulunan FAFT gibi yapılardan gerekirse üyeliğini çekmek dahil birtakım ilkeli adımları atarak örnek bir duruş sergilemeye davet etmektedir.
Türkiye kamuoyunu, sonuçları itibariyle yeni bir kuşatma, ötekileştirme ve İslamifobia anlamına gelen bu yasa tasarısına karşı tepki vermeye davet ediyor, bu tasarıya evet oyu verecek milletvekillerini tarihin ve vicdanların kayıtlarında kirlenmemeleri hususunda uyarıyoruz.
Ahmet Faruk ÜNSAL
MAZLUMDER Genel Başkanı