Tüzüğünde, cemevi için “ibadethane” ifadesi kullanan bir derneğin kapatılması talebini reddeden yerel mahkeme kararını, cami ve mescit dışında bir yerin ibadethane olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle bozan Yargıtay 7. Hukuk Dairesi kararı adaletsiz ve hukuksuzdur.
Bu kararın gerekçesinde;
atıfta bulunulmuştur.
Derneğimiz, Alevilik ve Cemevleri’nin statüsü konusundaki görüşlerini son olarak 12.07.2012 tarihli basın açıklaması ile tekraren dile getirmiş ve "devletin vatandaşları inançları/kültürleri bağlamında tanımlamaya ve onları inançlarını/kültürlerini nerede ve nasıl ifade edecekleri noktasında zorlamaya hakkı olmadığını, bunun açık bir insan hakkı ihlali olduğunu" vurgulamıştır.
Aynı açıklamada, Alevilerin Cemevleri başta olmak üzere tüm taleplerinin, Türkiye'nin de imzaladığı uluslararası insan hakları anlaşmalarının din ve vicdan hürriyetine dair hükümleri çerçevesinde karşılanması gerektiğini deklare etmiştir.
Yargıtay’ın, adalete ve insan haklarına ilişkin evrensel tecrübeyi inkar anlamına gelen mezkûr hükmü, sadece Aleviler için değil, Türkiye'de diğer bütün inanç grupları için, din ve vicdan hürriyeti açısından ciddi bir tehdit teşkil etmektedir.
Bu hükmün insan haklarına dair uluslararası mevzuat, evrensel hukuk ve adalet önünde hükümsüz olduğunu, MAZLUMDER olarak bu yaklaşımı ve kararı protesto ettiğimizi ifade etmek isteriz.
Derneğimizin hükümde atıfta bulunulan yasalar ile ilgili görüşleri özetle şu şekildedir:
Yargıtay'ın mezkûr kararında bu maddeye atıfta bulunması, diktatör ya da darbecilerin hayatta ya da özgür olmasalar bile koydukları yasalar ile hukuk dışı düzenlerini devam ettirdiklerine ve haklara dayalı bir toplumsal yapı için bu ve buna benzer bütün darbe mahsulü yasaların kaldırılması gerektiğine zımnen işaret eden önemli bir örnektir.
Bu yasa, devletin kendisini bağlı kabul ettiği laiklik ilkesine de aykırı olduğu gibi, Bektaşi ve Mevlevi tarikatların ayinlerine en üst düzey resmi temsil ile katılmasından da anlaşılacağı üzere, devletin kendi süregelen uygulamalarıyla da örtüşmemektedir. Sadece Aleviler için değil tüm toplum için düşünce ve inanışların esas duruşa geçirilmesi anlamına gelen bu yasa da bir an önce yürürlükten kaldırılarak tarihe gömülmelidir.
Yunanistan'daki Batı Trakya Türklerinin kendi müftülerini seçme hakkını savunan Türkiye'nin aynı hakkı kendi vatandaşlarından esirgeyerek Türkiye'yi Futbol Federasyonu kadar bile özyönetimi olmayan bir kuruma mahkum etmesi her hangi bir hukuk ya da adalet anlayışı ile izah edilemez. Devletin zaman zaman ihtiyacına göre fetva aldığı, çoğu zaman da din ve dindarlar karşıtı fiillerinde aklayıcı olarak kullandığı DİB, din ve vicdan hürriyeti ile örgütlenme hürriyeti bağlamında, evrensel insan hakları müktesebatı, Türkiye'nin de imzaladığı uluslararası insan hakları anlaşmaları, tabi hukuk ile adalet ve insaniyet namına lağvedilmeli, dini işlerin düzenlenmesi dindarların bizzat kendilerine bırakılmalıdır.
Kamuoyuna Saygı ile Duyurulur.
MAZLUMDER Basın Bürosu