MAZLUMDER GYK Üyesi Mülteci Koordinatörü Av. Halim YILMAZ İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar Birliği tarafından 20 Nisan 2013 tarihinde düzenlenen "Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu" Çalıştayına katıldı. STK temsilcileri ve Meclis'te temsil edilen muhalefet partilerinin temsilcilerinin yer aldığı çalıştayda Av. Halim YILMAZ'ın yeni kanun hakkında yaptığı değerlendirme metni aşağıdadır.
.jpg)
YABANCILAR VE ULUSLARARASI KORUMA KANUNU HAKKINDA
Av. Abdulhalim YILMAZ
(İstanbul Barosu üyesi ve MAZLUMDER Mülteci koordinatörü)
6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun hazırlık çalışmalarında bürokrasi’nin konunun ilgilisi olan STK’larla işbirliği yapması, destek alması; daha sonra parlamentoda tüm partilerin uzlaşma ile kabul edilmiş olması çok önemlidir. Temel hak ve özgürlüklerle yakından ilgili olan bir kanunun bu şekilde kabulünü iyi bir örnek olarak kabul edebiliriz.
MAZLUMDER olarak kanunun ilk hazırlık çalışmalarına katkı sunduk. Taslak metindeki bazı maddelerle ilgili öneri ve endişelerimizi sözlü ve yazılı olarak sunduk. Kanun tasarısının Meclise sevk edilmesinden sonra da 23.5.2012 tarihinde, tasarı üzerinde görüşlerimizi “Yabancılar Ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı” Hakkında Değişiklik Önerileri” başlıklı yazılı bir rapor hazırlayıp Meclis İnsan Hakları Komisyonundaki toplantıda sunduk. Bu raporda, kanun taslağındaki metin ve mevcut uygulama dikkate alınarak bazı maddelerin değiştirilmesi önerisinde bulunduk. Bu raporda ifade ettiklerimizin bir kısmında (4. Madde de geri gönderme yasağına konulan istisnanın çıkarılması ve 94. maddede dosyaya erişimin kapsamının genişletilmesi) değişiklik yapılmış; ancak bazı maddelerde halen sorun oluşturabilecek ifadeler kanunlaşmıştır.
Türkiye’nin mevcut yabancı ve mültecilerle ilgili soğuk savaş döneminden kalma dağınık ve yetersiz mevzuata sahip. 1950 tarihli pasaport kanunu, yabancıların ikamet ve seyahatı hakkında kanun ile 1994 yılında çıkarılan iltica-sığınma yönetmeliği var.
Yeni kanunla, yabancılar ve uluslararası korumanın polis ve güvenlik biriminden (Emniyet’ten) alınarak uzman ve sivil bir birimin kurulması ve görevlendirilmesi çok önemlidir. Bu, sığınma arayan ve insani korunmaya muhtaç olan kişilerle muhatap olan kişilerin güvenlik bakış açısı yerine insani bakışı ön plana çıkaran bir anlayışı ön plana çıkarmasını umut ediyoruz.
Kanunu genel olarak olumlu ve iyi bulmakla birlikte, eleştiri ve önerilerimizi vurgulamak gerek. Bir avukat olmam ve MAZLUMDER’i temsilen STK bakış açısıyla, “bardağın boş tarafına dikkat çekmek”, bu kanunun eksiklik ve uygulamada muhtemelen sorun çıkarabilecek maddelere değinmek gerekir. Bu nedenle, 23.5.2012 tarihinde, yayınladığımız “Yabancılar Ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı” Hakkında Değişiklik Önerileri” başlıklı raporda da değindiğimiz bazı hususlara değinmek istiyorum. (Rapor için Bkz: http://www.mazlumder.org/faaliyetler/detay/basin-aciklamalari/1/mazlumderdenyabancilar-ve-uluslararasi-koruma-kanunu-tasarisi--raporu/9083)
Raporda belirttiğimiz, 4. Maddedeki Geri Gönderme Yasağı prensibine konulan istisnanın kaldırılmış olması ve 94. Maddedeki başvurucu sahibi ve avukatının kişisel dosyaya erişim ile ilgili sınırlandırmanın kaldırılmış daha doğrusu kapsamının daraltılmış olması gibi değişiklikler memnuniyet vericidir. Ancak tasarıda, endişemizi belirttiğimiz bazı maddeler de aynen kanunlaşmıştır.
Örneğin 53/3 maddesinde sınırdışı kararına karşı Mahkemeye yapılacak itiraz ile 57. Maddedeki sınıdırşı etme amacıyla idari gözetim ve 68. Maddedeki uluslararası koruma başvurusu yapan kişileri idari gözetim işlemine karşı itiraz etme maddeleri sorunludur. Bunun yanında, 80. Maddede mahkemeye başvuru sonucunda verilecek kararın kesin olduğu belirtilmiştir. Ancak, bu kanun kapsamında, farklı konularda mahkemeye yapılacak başvurular üzerine verilecek karara itiraz yolunun kapatılmış olması, adli hataların giderilmesinin önünün kapatılması çok ciddi bir sorundur. Bu maddelerde, mahkemece verilecek kararın kesin olması ve itiraz veya temyiz (kanun yolunun) kapatılmış olması hak arama özgürlüğü bakımından çok ciddi bir sınırlandırmadır. Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerine aykırıdır. Hem, idari gözetim için Sulh Ceza Mahkemesine yapılacak itiraz, hem de sınırdışı işlemine karşı idare mahkemesine yapılacak itiraz için iki dereceli yargı yolu açık olmalıdır.
54. maddedeki “sınırdışı etme kararı alınacaklar” maddesi sorunludur. TCK m.59 kapsamında kalan kişilerin sınırdışı edilmesi daha önce idarenin takdirine bırakılırken şimdi neredeyse mutlak hale getirilmesi sakıncalıdır. 54. maddede ayrı bir fıkrada, herhangi bir mahkumiyet aranmaksızın “terör örgütü veya suç örgütü yöneticisi, üyesi, destekleyicisi” olan kişiler için, uygulamada yargısal bir karar olmadan, yani varsayımla, sınırdışı edilmesi ciddi insan hakları ihlallerine neden olabilecektir.
65. maddede, uluslararası korumaya başvurusunun bizzat yapılması zorunluluğu sorunludur. Yasal temsilci veya vekaletnameli avukatın da başvuru yapabilmesi gerekir. Kişilerin sağlık durumları veya başka sebeplerle, bizzat başvuru yapma imkanı bulamayabilir.
77. maddedeki “başvurunun geri çekilmiş sayılması” sayılan hususlar endişe vericidir. Çünkü usule ilişkin eksikliklerin varlığı halinde, başvuru geri çekilmiş sayılacak ve esasa ilişkin bir hususun yani uluslararası koruma başvurusunun esası incelenemeyecektir. Bu durum, 1994 yönetmeliğinin ilk halinde sığınma başvurusunun ülkeye girişten sonra 5 gün için yapılması zorunluluğu nedeniyle yüzlerce sığınmacının başvurusu reddedilmiş, zorla ülkesine gönderilmiş ve bir kısmının hayatına mal olmuştur. Daha sonra AİHM ve Danıştay kararları ile bu sürenin hak düşürücü süre olarak değerlendirilemeyeceği belirtilmiş ve 2003 yılında yönetmelikte değişiklik yapılarak “makul süre” esası getirildi. Ancak, değişiklik gerçekleşinceye kadar arada geçen süre içerisinde binlerce sığınmacının mağdur olmasına neden olmuştur.
Kanunda bazı bölümlerde, avukat ve yargılama masraflarını karşılama imkanı bulunmayan kişiler için adli yardımın özellikle vurgulanması önemlidir. Aslında, kendi ülkelerinden zulüm nedeniyle terk eden kişiler karine olarak yoksul saymak gerekir. Zaten, maddi durumu iyi olanlar, kendi imkanlarıyla avukat tutabileceklerdir. Esasen, adli yardım konusu hiç yer almasaydı da, mevcut mevzuat ile (1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 6100 sayılı HMK ve Adli Yardım Yönetmeliği gibi), adli yardımdan faydalanmaları yolu açıktır. Kanunda özellikle vurgulanmasının, uygulamacılar için kolaylık sağlayacağı açıktır. Ancak, kanunda (81. Maddede) adli yardımın sadece uluslararası koruma kısmında vurgulanmış eksikliktir.
Son olarak, şu hususun üzerinde durmak gerekir. Yabancılar ve mülteciler konusunda yeni bir dönem başlayacak. Kanun bir yıl sonra yürürlüğe girecek. Bu süre içerisinde, Barolar ve Türkiye Barolar Birliği, yabancılar ve mülteciler hukuku konusunda, avukatları bilgilendirmek, eğitim seminerlerini düzenlemek gibi hazırlık yapılmasına ciddi bir ihtiyaç vardır. Bunun yanında, konuyla ilgili STK’larda, uluslararası korumaya muhtaç kişilere, sosyal ve psikolojik danışmanlık yapmak, sosyal programlar yürütmek, yabancı ve mültecilerin uyum ve intibakı için çalışmalar yapılmasına ihtiyaç vardır.

.jpg)